Küresünniler ve 1921'de Türkiyeye Göçleri

  

Büyük ve meşhur Azerbaycan aşiretlerinden biride küresünnilerdir. Küresünniler hakkında çok ve çeşitli görüşler bulunmaktadır. Ama genelde görüşler tarihsel kaynaklara dayanmamaktadır. Sadece tahmin ve bazı dillerdeki kelime benzerliğinden kaynaklanan görüşler yer almaktadır. Ama ben bu konu üzerinde araştırma yaptım ki, tarihi kaynaklardan ve tarihçilerin görüşlerinden yararlanarak küresünnilerin nereden geldikleri hakkında en doğru ve inandırıcı kaynaklara dayanan bilgileri öne sürerek bir neticeye varayım.

Küresünniler Azerbaycan’ın, İran’daki Urmiye gölünün batısından,Türkiye’nin Van gölüne kadar uzanan bölümünde yaşamaktadırlar ki;sadece İran kısmında yaşayanların sayısı yüz binden fazladır. Urmiye,Salmas ve Hoy kentlerinde ve civarlarında yaşamaktadırlar. Onlara ait olan köylerin isimleri şöyledir:

Urmiye Küresünni Köyleri

Gulunci(Quluncu), Gecin, Velinde, Heneye(Xeneye), Balov, Mirava, Neybin, Balaniş, Dol Dize, Kehriz ve Kultepe.

Hoy Küresünni Köyleri:

Estiran, Yestikan, Babekan, Dize, Geretepe, Kotur(Qotur), Mehin(Mexin), Raviyan, Zeri, Kukut, Almali, Zeyve, Hindivan ve Körpiran

Salmas Küresünni Köyleri

Şekeryazi, İstisu, Kaniyan, Verdan, Ala Sürme, Şireki, Silav, Höder, Hakveran(Haqveran), Çiçek ve Mafkendi

Rikava, Seremerih, Şeydan, Gulan Yengice, Ağziyaret ve Şorik.

 

Küresünniler hakkında çok görüşler vardır. Onlardan biri Türkiye askeriyesi tarafından küçük araştırma olarak bir kitapta belirtilmiştir. Bu araştırmada onlardan uyrukları belli olmayan bir toplum ve” Horasanlı ”olarak söz edilmiş ve Salmas küresünniler aşiretinin önderinin adının Hasan olması ve onunda kör olmasından dolayı ”Körhasanlı” adını aldıkları ve sonra küresünni olarak isminin değiştiğinden aynı kitapta söz edilmiştir.

      Bir diğer görüşse sorani kürt kelimesine benzerliğinden yola çıkmıştır; sorani kürtcesinde ”kure” “Oğul” ve ya ”Oğlan”anlamına gelmektedir ve onlarında diğer İran Azerileri gibi Şii mezhebinden olmayıp da, Sünni oldukları için ”Sünni Oğulları” anlamına gelen bu ismi vermişlerdir.

      Diğer bakışsa onların Şah İsmail Safavi zamanında Sünnilikten Şiiliğe dönmeleri için kör edilmiş olmaları ve o zamandan beri ”küre Sünni” yani Kör Sünniler olarak adlandırıldıklarından yanadır. Bu konuda araştırmamız devam edecek çünkü; ”Aleksandero Bavzan ”isimli bir İtalyan yazar ”İranlılar” adlı kitabında şöyle yazıyor; “Şah İsmail Safavi 1501 yılında Tebriz’i aldıktan sonra Tebriz’in Sünni halkına meydanlarda Hz.Ebubekir, Hz.Ömer ve Hz.Osman’a küfür etmelerini ve onları lanetlemelerini emretti ve her kim karşı çıkarsa kafasını bedeninden ayırmalarını söyledi”. Bu dönemde belki de küresünniler kendi Şafii mezheplerinden dönmeleri için kör edilmişler ve buna göre de Fars dilinde ”Kure sonni ” yani kör Sünniler olarak adlanmışlar ama şimdilik hiç bir kaynaktan bu konuda bilgi bulmuş değiliz. Ancak biliyoruz ki  kör etmek Safavi döneminde sık sık yaşanmış bir olaydır ve “İranlılar” kitabında Şah Abbas’ın kendi kardeşlerini kör etmesinden söz edilmiştir.

       Tarihçilerin küresünniler hakkında aynı fikirde oldukları bir konu üzerinde durmak istiyorum.Küresünniler Çepni Oğuzlarındandırlar ki,ilk Türk boylarından olarak çok çok eskiden Çin’in batısından yola çıkarak Kafkaslardan gelmişler ve Hazar denizinin güneyinden (İrandan),Güney Azerbaycan’dan Türkiye’ye geçerek anadoludan karadeniz civarına gitmişlerdir.  Çünkü tarihde bu bilgileri bulmaktayız;

 

” vantarim sitesinden”

        1043 yıllarında Ebulheyce Hezbani yönetimindeki ve Urmiye'de bulunan Türkmenlerin Van Gölü akınları yaparak Bizans generali Hacik'in kuvvetlerini mağlup ettiğini ve Hacik'in de bu çalışmalar sırasında öldüğünü görmekteyiz. 1045 yılında Tuğrul Bey'in emirleri doğrultusunda Mardin ve Diyarbakır bölgesindeki Türkmen beylerinden Oğuz oğlu Mansur, Göktaş, Anası oğlu, Boğu gibi beyler Van Gölü bölgesindeki Bizans kuvvetlerini yenilgiye uğratmışlardır. Sultan Tuğrul 1045 yılında bizzat komuta ettiği ordusuyla Muradiye (Bergiri) ve Erciş'i fethetmiştir. Tuğrul Bey burayı almaya muvaffak olamamıştır. 1064 yılında Sultan Alpaslan'ın oğlu Melikşah tarafından Van'ın etrafındaki bir çok kale ve şehir fethedilmiştir. Sultan Alpaslan fethedilen bölgenin yönetimini sefere katılan yasal emirlere bırakmıştır. Van Gölü Bölgesi Nahçıvan Emiri Sakaroğlu Ebu Duef yönetimine geçmiştir. 1071 Malazgirt Zaferi'nden sonra ise Türklerin Anadolu'daki ve bölgedeki egemenlikleri tam olarak sağlanmıştır.

        Buradanda anlaşılacağı üzere Çepni Türkleri İranda yerleşmişler, oradan Van tarafına yürümüşler, oradan da karadeniz civarına gitmişler ve çeşitli yerlerde yerleşmişlerdir. Ayrıca Çepni boylarının Giresunda da yaşadıkları tarih bilgileri içinde yer almaktadır. Bu konuda Tohid Melikzade Dilmegani farsca yazılarında şöyle yazıyor; “Küresünliler Safavi döneminden önce karadeniz civarında yaşıyorlardı ve Çepni Oğuzlarıından bir bölüklerdi. Sufilik düşüncelerine meyilli olduklarından dolayı Osmanlı’nın şeriat hükümetiyle zaman zaman ihtilaflar yaşamışlardır.”

      Bir başka konuya budur ki farsca yazilan"Yehudiyan-e-Mahfi ve Tarikate Baktaşi"isimli kitapda okuyoruz ki 17 ve 18 yuzyillarinda Bektaşi tarikati ilerledi,bu nedenden dolayi ikinci Sultan Mahmut onların başlarını öldurdi ve bazı aşiretlerinide sürgün etdi.Cevdet paşa tarihinde bazi tayfalar yanlişlikla Bektaşi firkasından sanilmişlar ve bu firkadan olmadıkları halde sürgün edilmişler.Cevdet Paşa kendı kitabında onlardan bir liste açiklamış.Acaba bu yanlişlıkla sürgün edilenler kimlerdir?Acaba Küresünnilerle bir ilgisi varmı?Bu konuda araştırma devam etmektedır.

      Nedeni tam belli olmayan sebebden  dolayı Giresünı yavaş yavaş terk etmeye başlamışlar.1279 yıllarında toplu halde Sinop’ta bulunmuşlar ve zaman zaman Trabzon hükümdarıyla savaşmışlardır. Bozok sitesinde Tohid Melikzade Dilmegani ve Dr. Yaşar Kalafat şöyle yazıyorlar: “Giresunlu veya Küresünni Türkmen-Oğuz toplumu Azerbaycan'ın Hoy, Salmaz ve Urmiye bölgelerinde, Urmiye Gölü'nün batı kısmında yaşamaktadırlar. Güney Azerbaycan'da bu toplumun,Karadeniz'in Giresun bölgesinden geldikleri kanâati hâkimdir. Çepni Türkmenlerindendirler. Mezhepleri Caferî veya Hanefî değil, Şâfiî'dir. Lehçeleri Karadeniz ve Tebriz Türkçe’si arasında bir karakter arz eder. Şâfiîlik Türkmen Türkleri arasında pek görülmez. Doğu Anadolu'da bir kısım kırmanç ve zazalar arasında görülür. Kuzey Mezopotamya'da Erbil ve Kerkük yöresinin bir kısım Türkmenleri arasında Şâfiî inançlı aşiretler vardır. Bu durum Sünnî inançlı olan Osmanlı ve Şîi inançlı olan İran Türklüğü arasında yaşanan bir sıkışmışlığın sonucu, birlikte yaşadıkları bahtinan ve barzan Şâfiî aşiretlerinden de etkilenerek, Şâfiî oldukları şeklinde izâh edilmektedir. Güney Azerbaycanlı aydınların kanâatine göre Giresun boyunun Anadolu'daki kesimi de birkaç yüz yıl evveline kadar Alevî inançlı idi. Türkiye Çepnileri'nin bazı kesimlerinin hâlâ Alevî inançlı oldukları görüşünün yanı sıra, Çepniler'in eski Alevîler oldukları görüşünü savunanlar da vardır.”

        Vilayet nameye göre Kırşehir’in Sulucukarahöyük köyüne gelen Hacı Bektaşi Veli’nin ilk müritleri Çepni Türkmenleriymişler .Çepnilerin önemli bir kısmı Türkmen Baba İshak isyanlarına 1240 yıllarında katılmaları görüşü vardır ve 1277 yıllarında Sinop’ta yaşamışlar ve aynı yılda Trabzon Rum imparatorluğu saldırısını önleyerek şehri düşman eline bırakmamışlar ve onu mağlup etmişler. Daha sonra Canik denilen ve sık ormanlık olan ve Giresun’a kadar uzanan yerleri yavaş yavaş fethetmişler.

Trabzon'un güney ve batısındaki yörelere de Çepniler'in yerleştiğini biliyoruz. İspanyol elçisi Clavijo, Trabzon'dan Erzincan'a gelirken yolda Cepniler'e ait bir kale görmüştü. Prof. Dr. Faruk Sümer, Trabzon Bölgesi Çepnileri hakkında şu bilgileri vermektedir:

"Osmanlı coğrafyacılarından Mehmet Aşık'ın XVI. yüzyılın sonlarında yazdığı Menazirü'1evalim adlı eserinde Trabzon yöresinde yaşayan Türk halkından önemli bir kısmının Çepniler'den oluştuğu, yörenin batı ve güney tarafındaki dağların da Çepni dağları adını taşıdığı yolunda bir kaydın bulunduğu bilinmektedir. Tahrir defterlerinden Çepniler'le ilgili mühim kayıtlar elde edilmektedir.”

Çepniler'den bir bölük, Uzun Hasan Bey zamanında Akkoyunlu hizmetine girmiştir. Bu Çepniler'in başında İl-Aldı Bey bulunuyordu. Hasan Bey'in 837 (1468-1469) yılında Bitlis'in fethine gönderildiği emirler arasında İl-Aldı Bey de vardı. İl Aldı Bey'in dirliğinin Doğuanadolu'da olduğu anlaşılıyor. 883 (1478) yılında Yakup Bey,Uzun Hasan Bey'in ölümünden sonra Akkoyunlu tahtına geçen ağabeyi Sultan Halil'in üzerine yürüdüğü zaman İl-Aldı Bey de ona katılmıştı. İki kardeş Hoy yakınındaki emirlerden Bayındır Bey, İsfendiyar oğlu Kızıl Ahmet Bey ile İl-Aldı Bey'i savaşın yapılacağı yeri seçmekle görevlendirmişti. İl-Aldı Bey Çepnileri’nin, Trabzon bölgesi Çepnileri'nden olmaları kuvvetle ihtimaldir.

        Büyük bir olasılıkla o zamanlar İlaldı Bey İran’daki Küresünnilerin başında olan kişiymiş.

         Akkoyunluların halefi olan Safeviler'in hizmetinde de Çepniler vardı. Yine Kanuni devrinde Doğu Anadolu'da, hatta Irak'taki kalelerde gönüllü olarak görev yapan çokça Çepni bulunduğu anlaşılıyor. Bunların çoğu Trabzon ve Canik Çepnileri'nden idi. 975 (1567) yılında Bayburt Alaybeyinin de Çepniler'den olduğunu biliyoruz(5)."

XVI. yüzyılda Çepni Boyu'na bağlı oymaklar; Halep Türkmenleri, Ulu-Yörükler, Dulkadirliler, Atçekenler, İran Türkmenleri arasında ve Adana, Trabzon, Koçhisar (Şerefli), Hamid Sancağı, Çorum ve Bozok'ta yaşıyorlardı.

        1548 yıllarında kanuni Sultan Süleyman zamanında Van valisi küresünnilerden birisiymiş ve aynı zamanda Urmiye valisi de küresünnilerdenmiş.Küresünniler 1585 M ve 1568M  yıllarında Osmanlı Hükümdarı tarafından Safavilere yardımda bulundukları için Van,Erciş ve Ahlat kalelerinden ihraç edilmişler. Tohid Dilmegani Erciş kalesinin Küresünniler tarafından  Safavilere verilmesi kanaatindedir ama “Alem Araye Ebbasi” kitabında ki Safavilerin en önemli tarih yazısı sayılır, Erciş kalesinin kürtler tarafından teslim edilmesi yazılmaktadır ve küresünnilerle ilgisi yoktur. Küresünnilerin İran’da (Güney Azerbaycan’da) 3büyük ve müstahkem kaleleri vardır ki isimleri Köroğlu kalesi,Kız kalesi ve Oğlan kalesi olarak adlanmaktadır.

       Çepni Oğuzları;İran,Türkiye ve dünyanın her bir tarafında olabilirler ve asil Türkler olarak tanımlanmaktadırlar.Bu boyu eğer mezhep olarak gruplarsak tabii ki çeşitli gruplara ayrılacaklar ama sadece Çepniler olarak düşünürsek büyük bir toplumdan söz etmiş olacağız.

       Çepnilerin bir çoğu alevi veya Bektaşi ve bazıları Şii’dirler. Ama bu büyük kısmın Sünni olanlarına ve daha doğrusu Sünni mezhebinde kalanlarına Küresünni diyoruz. Küresünniler zaman zaman bazı problemlerden dolayı İran’dan (Azerbaycan’dan) Türkiye’den ve başka yerlerden göç edenlerdir ki,bunlardan Simitgo kürt aşiretinin zamanında zulümlerden dolayı bazılarının Türkiye’ye kaçtıklarını ve Van’da ikamet ettiklerini biliyoruz. İran Küresünni bölgelerinde büyük savaşlar olduğunu da biliyoruz ki bunlardan biri tarihte Şekeryazi savaşı olarak geçmektedir.Bu zulümlere karşı Osmanlı hükümeti İran’da Küresünni köylerini ele geçirmiş ve 3 sene Osmanlı hükümeti emrinde kalmış.

         Firuz Saeidi 

 

 

 

Küresünnilerin 1921de Güney Azerbaycan'dan Türkiye'ye Göçmeleri

1921 ve 1922 yillarinda Küresünnilerin İranda oturum yerlerinde çok karişikliklar olmuştur bunlardan Ermenilerin Marmişo adli liderliğinde isyanlari ve ondan sonrada İsmail ağa Simitgo adli kürt aşiretinin Ermenilerle savaşmasi ve Marmişoyı öldürmesidir.bu sirada tabii ki İran hökumetide mudahelede bulunmuştur ve Osmanlilarda herzamanki gibi kurtarici rolunı oynamişlardır.

O zamanlarda kim hakli ya kim haksız konusunda bir şey söylemiyorum , sadece Küresünnilerin o zamanlarda nasil sürgün düşmeleri hakda "Şekeryazı ve Sarıtaş Savaşı" kitabindan istifade ederek, söz edeceğim.

1301 Şemsi yili(1922M) esnasında söz etdiğimiz kürtler,Ermeniler ve İran  Devleti arasında çıkan savaşlarda tabii ki Küresünnilerde boş durmamıştır ve kendi mal,can ve namuslarini korumak için silahlanmişlardır ve Küresünni mehalinın(Salmas Küresünnilerinin köylerinin mecmuesi) merkezi olan Sılav köyunde toplanan  aksakallardan emir beklemekteymişler.Tabii ki İran devleti Simitgoyı mağlup etdikten sonra,devletden başka bir güc istemiyordı. Küresünnilerinde silahli kalmalarini makbul bulmamıştır,o yuzden bir mektup devlet komutanlari tarafindan Hasan Salmasi tevessütüyle Küresünni aksakallarina Sılav köyune gönderilmiştir ve onlardan kendi silahlarını teslim etmelerini ve devletden itaet etmelerini istemişlerdir.25 Esed burcu gecesi devlet ordusunun bir kismi dilmekanda oturak eder ve sabah saat 11 de Muğancuk yolundan Sılava taraf hareket eder, gece 26 sinda devlet ordusu Sılav etrafında ikamet eder.(Sılav köyunde su bulunmuyormuş  ve o civar köyler bir nehirden su aliyorlarmış.)

26si sabahında saat 7de devlet ordusu Raviyan köyune taraf ki Sılavın kuzey batisindadir harekete başlar ve orada Seyyid Mir Huseyn devlet ordusuna katilar ve Küresünnilerin teslim davetini kabul etmemelerini ve Osmanli topraklarina göçe başlamalarini haber verer.

Bu sirada Şekeryazı, Kangenı, Rıkava, Seremerih, Verdan, Şorik, Sılav, Çiçek ve Orban temamen boşalir ve mahsullari biçilmeden yerde kalarlar.Aynı gün saat 9 da devlet ordusu Orbandan Küresünni kaçaklarını yakalamaya yola düşer.Küresünniler Küre yolundan hareket etmişlerdı ki bu yol takriben 6 kilmetre batıya uzanmış ve oradanda 7 kilumetre Karaçay imtidatında doğudan batiya uzanan bir yoldur.Bu yolda Karakaya dagının imtidatında Küresünnilerden bazilari gözüküyorlar ki dağın yuceliklerınde durmuşlar ve çocuk,kadin ve hayvanlarının hareket hattini koruyorlardı.Onlar çok cesurca savaşiyorlardı ki Sipehpod(General)Emanollahi Cihanbani onların namuslari tehlikede oldukları için bele cesurca savaşdiklarini yaziyor.Onlar devlet güclerını geriye sürüyorlardı ,bu savaşda Küresünnilerden iki oldürülmüş cesetleri geriye kaliyor ama gerisini kendileriyle götürüyorlar.onlari takip ederler ve 27si gece yarısı  saat 3de Raviyan deresinden Keşkük gerdenesi istikametinde kendi mal ve haşemleriyle Osmanli hüdütüna taraf hareket ederken gözüküyorlar .Büyük bir savaş  başlar ki gece 3den öylen saat 2ye kadar sürer.Küresünnilerin cesaretli savaşmalarından dolayı ve devlet başda giden ordusı serhetti geçmesinden  ( Hiratuvalaziya kadar ) dolayı komutanlar ordularina yakaladiklari esirler ve topladıkları ğanimetlerle birlikte geri dönmelerını emr ederler.

Sonucda adi geçen kitapda yazıldiğına dayanarak 2500 baş koyun,inek,öküz,keçı ve  sayire Küresünnilerden ğanimet alınır.Artı Küresünni alimlerinden Şekeryazılı Muhammet Kesim  ,Muhammet Sadik ve Muhammed Parsa efendileri ve 150 kişi kadın , çocuk ve erkek esir alınır.Muhammet Kesim efendiyi hörmetle ağırlarlar ve sonrada kendi muritlerini ve diger Küresünnileri İrana geri döndürmesi için birakarlar ve diger esirlerdende her birinden 5 Gıran(Riyal) alip birakarlar, Muhammet Sadik ve Muhammet Parsayıda Muhammet Kesim vesikası ve rehine olarak Hoy kentine götürerler.

Şimdi o zamandandır ki bir büyük Küresünni aşireti türkiyenin doğusunda yaşamaktadır ki bazıları zaman zaman Türkiyenin başka kentlerinede yerleşmişlerdir.Bu toplumdan bazıları geri dönsede bir çoğü orada ikamet etmeye devam etdi ve daha sonrada türkiye onları vetendaşliğa kabul etdı.Bu sirada bir çok yakın akrabalar ayrı düştü.

Bazen iki kardeş bazense anne çocuk ayri kaldı ve senelerce iki taraftanda kavuşmak hasreti alişib yandı.

Bazıları Pasaban dedikleri İzinnameyle geri gelsede bazıları hiç bir zaman kavuşamadı.Ama onların çocukları ve nevelerı zaman zaman akrabalarini aradı ve bir çoğu dedelerinin ve nenelerinin hasretle andikları ve kendileriyle toprağa götürdüklerı özlemi bir az olsun diye söndurmeye çaliştı.Burdan Küresünniler bu türküyı ve ya kendi deyişleriyle Bu "yırı" söyledı.

Türkiye Türkçesi İle;

Lanet gelsin karibliğin adına

Güvenmeyin lezzetine tatina

Herden düşende kohum kardeş yadına 

Heç durmaz gözünün yaşı karibin

Karib yerde hasta tüşsem ben ölsem

Anam yoktur sızıldiye yaş töke

Bacım yoktur sine söke saç töke

Kardeş yoktur mezarıma taş töke

Satındı toprağı taşı karibin

 Azerbaycan Türkçesi İle; 

Nehlet gelsin qeriblığın  adina  

Güvenmeyin lezzetine dadina

Herden düşende qohum qardaş yadına 

Heç durmer gözünün yaşı qeribin

Qerib yerde xeste düşsem men ölsem

Anam yoxdı sızıldiye yaş töke

Bacım yoxdı sine söke saç töke

Qardaş yoxdı mezarıma daş töke

Satındi torpağı daşı qeribin

Firuz Saeidi

 

 

Küresünni Yerleşim Birimleri 

Son yıllarda nüfusun artması ile ilgili olarak işsizlik artmıştır. Bunun sonucu olarak küresunniler bazı illere gitmeye başladılar.  Gittikleri illerin başında Türkiyede Bursa, Mersin, İstanbul, Ankara ve İranda Tahran,Şiraz ve Kerec gibi illere yerleşmeye başladılar. Bursa ve Mersin illerinde Küresunni vakıf dernekleri kurmuşlardır

Türkiye

Van merkez olmak üzere:  İskele Mahallesi-Yalı Mahallesi- Beyüzümü Mahallesi (Şahbağı)- Sihke Mahallesi.

Van merkeze bağlı köyler ise: Alaköy- Karagündüz Köyü- Kasımoğlu Köyü - ardakçı Köyü-  Lamizgirt Köyü -Direşin Köyü- Köprüler Köyü (Gem).

Van ilinin ilçeleri: Özalp ilçesi- Saray ilçesi- Çaldıran ilçesi- Başkale ilçesi- Edremit ilçesi ve Bitlise bağlı Ahlat ilçesi

 

 Güney Azerbaycan

Güney Azerbaycan

Güney Azerbaycan

Güney Azerbaycan

Urmiye

Hoy (Xoy)

Salmas

Gulunci(Quluncu)

Balov

Gecin

Velinde

Heneye(Xeneye)

Mirava

Neybin

Balaniş(Balanıc)

Dol Dize

Tümeter

Kükede

Kehriz

Didan

Kultepe 

Estiran

Yestikan

Babekan

Dize

Geretepe

Kotur(Qotur)

Mahali

Mehin(Mexin)

Raviyan

Zeri

Kukut

Almali

Zeyve

Hindivan

Körpiran 

Şekeryazı

İstisu

Kaniyan

Verdan

Ala Sürme

Şireki

Silav

Höder

Hakveran(Haqveran)

Çiçek

Rikava

Seremerih

Şeydan

Gulan

Yengice

Ağziyaret

Şorik

Orban

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !