ABD - İran Gerginliği Çerçevesinde İran'da Etnik Milliyetçil


Arif Keskin

ABD, nasıl bir İran istediğini net olarak bilse de, bunu nasıl kuracağı konusunda belirli bir politika üretmekte zorlanmaktadır. ABD, “İran İslam rejimini yıkma ve onun yerine kendine bağımlı bir yönetim kurma” arayışı içindedir. Ancak bu amacı gerçekleştirmek için yeterli olanaklara sahip olmadığının farkındadır. Başka bir ifade ile ABD, İran konusunda taktik düzeyde bir sorun ile karşı karşıyadır.

 

İran-ABD arasındaki gerginliğin tırmanması iki ülkenin birbirine karşı kullanabilecekleri muhtemel kartların ne olacağı sorusunu gündeme getirmektedir. ABD’nin bu stratejik arayışları çerçevesinde İran’daki etnik gruplar sık sık gündeme gelmektedir. İran’da etnik milliyetçiliğin yükselme potansiyeli düşünüldüğünde ABD’nin bu kartı kullanmak istemesi güçlü bir ihtimal olarak durmaktadır. İran’da rejim değişikliği doğrultusunda etnik grupların rolleri tartışılmaktadır. Elinizdeki çalışmanın amacı, ABD-İran gerginliği çerçevesinde İran’daki etnik grupların rollerini analiz etmeye çalışmaktır. Bu doğrultuda yazımız dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde İran’da etnik milliyetçiliğin yükseliş nedenleri, ikinci bölümde İran etnik gruplarının milliyetçi hareketlerine genel bakış ele alınmaya çalışılacaktır. Kolay Gözüken Dikenli Yol başlıklı bölümde ise, ABD’nin İran etnik grupları bağlamında karşılaştığı sorunlar anlatılacaktır. Son bölümde ABD’nin hangi etnik gruptan ne kadar faydalanabileceği tartışılacaktır. Yazının sonunda genel değerlendirme yapılarak gelecek için öngörüde bulunulmaya çalışılacaktır.

 

İran’da Etnik Milliyetçiliğinin Yükseliş Nedenleri

 

İran çeşitli etnik grupların yaşadığı bir bölge olmasına rağmen Fars kimliği ile özdeşleşmiştir. Fars dilinin, tarih boyu kültürel üretimin yapıldığı dil olması, İran kültürü kavramı ile Fars kültürü kavramını eş anlamlı hale getirmiştir. Bunun sonucunda Fars dili İran'da bürokrasi, siyaset ve mezhep dili de olmuştur. İran’da Fars dilinin tarihi egemenliği Fars kimliğini de egemen kılmıştır. Söz konusu durum “İran Farslar tarafından yönetiliyor” gibi yanlış bir sonuç doğurmuştur. Başka bir ifade ile İran’da Fars dili ve kimliğinin egemen olması, tarihi olarak da yönetimdekilerin etnik köken olarak Fars olduğu ve Fars olmayanların dışlandığı anlamına gelmemektedir. 

 

1924’ten günümüze kadar İran’da “rejimlerin mahiyeti ne olursa olsun” Fars kimliğinden vazgeçilmemiştir. 1924'ten sonra İran'da ulus-devlet projesi Farslığı temel alan bir İranlılık olgusu çerçevesinde kuramsallaştırılmıştır. Bu İranlılık düşüncesi Cumhuri-e İslami (1979- ) döneminde de devam etmiştir. Pehlevi Hanedanının (1924-1979) İranlılık anlayışı Şia’yı dışlayan ve eski İran'ı temel alan bir ulus-devlet projesiydi. 1979 Devrimi ile İslam Cumhuriyeti ‘eski İran'ı temel alan’, ‘İslam'ı dışlayan Batıcı’ İranlılık düşüncesini reddetmiş ve ‘İslam tarihini temel alan’ ‘Batı’yı dışlayan’ ve ‘Şia’yı’ esas alan yeni bir Fars merkezli İranlılık kimliği ortaya koymuştur.[1]

 

Ancak ne Pehlevi Hanedanının (1924-79) ne de Humeyni rejiminin (1979- ) Farslık temelinde ulus devlet inşa projeleri istenilen başarıyı elde edememiş, aksine içeride pek çok sorun doğurmuştur.

 

İran’da devam eden ulus-devlet inşa projesi küresel, bölgesel ve yerel birçok dinamik tarafından engellenmekte ve sorgulanmaktadır. 1991’de Soğuk Savaş’ın bitmesi ile küresel sistemin mahiyetinde değişim gerçekleşmiştir. İki kutuplu dünyanın sona ermesi ile komünizm iflas etmiş ve ABD hegemonyasına giden yolu açan bu küresel değişim ile dünyada neo-liberalizm güç kazanmıştır. Bu da küreselleşme sürecini çok çeşitli siyasi, toplumsal ve kültürel sonuçları olan bir siyasi süreç haline getirmiştir. Yeni küresel sistemin karmaşık ve çelişkili bir yapı haline dönüşmesi, egemen kimliklerin sorgulanmasının yanı sıra alt kimlikleri de siyasal ortama itmiştir. Küreselleşme olgusu, İran’da İranlılığı, Müslümanlığı ve Şialığı sorgulamakta, sistemden dışlanmış olan Sünniliği ve etnik kimlikleri de siyasallaşmaya itmektedir.

 

1979’dan günümüze kadar İran’daki İslam/Şia merkezli totaliter sistemin ideolojik olarak zayıflaması, kimlik düzeyinde İranlılık olgusuna da ciddi darbe vurmuştur. İran İslam Cumhuriyetinin kendi siyasal davranışlarını Şia-İslam yorumuna dayandırması sonucu, rejimin meşruiyet sorunu ile karşılaşması, siyasal İslam olgusunu da zayıflatmaktadır. İran’da Şia-İslam’ın siyasal düzeyde güçsüzleşmesi İranlılık kimliğine de yansımaktadır. Zira toplumsal düzeyde İranlılık kimliğinin temel tutkalı olan Şia-İslam olgusunun krize girmesi İranlılık kimliğini de krize sokmaktadır.

 

İran siyasal sisteminin totaliter yapısı, İslam Cumhuriyeti için çelişkili sonuçlar doğurmuştur. Totaliter kimliği nedeniyle halkı siyasal seferberlikte tutmak için toplumu siyasallaştırmaya çalışmıştır. Ancak siyasallaşan halk, siyasal sistem içerisinde kendini bulamamaktadır. Devlet kendi siyasal hedefleri doğrultusunda seferber ettiği halkın ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalmıştır. “Yeni insan, yeni toplum” sloganı çerçevesinde çeşitli alanlarda şiddet ve baskıyı temel alan bir yapı sergilenmiştir. Söz konusu durum siyasal sistemde ciddi tıkanıklığa yol açmıştır. Halk dışlanmış ve iktidar bir avuç insanın tekelinde kalmıştır. Bu da İslam Cumhuriyeti ile İran halkı arasında mesafenin açılmasıyla sonuçlanmıştır.

 

İran 1979’dan sonra ciddi nüfus artışı ile karşılaşmış ve 24 yıl içinde İran nüfusu iki kat artmıştır. Ciddi nüfus artışı karşısında İran’ın iktisadi politikalarının yetersizliği, kitlesel yoksullaşmaya yol açmıştır. Nüfus artışı ve devletin siyasal, ekonomik ve toplumsal alanlardaki başarısızlığı “hiçbir yerde tutunamayan genç nüfus” olgusunu ortaya çıkarmış, bu da ülke genelinde çeşitli ahlakî ve kültürel sorunları beraberinde getirmiştir. Ekonomik, siyasal ve toplumsal alandan dışlanan gençlik “İranlılık kimliğine” de yabancılaşma sürecine girmiştir.

 

İran toplumu, çok geniş bir yelpazede ciddî sorunlarla karşı karşıyadır. Bu yükün ağırlığı altında kıvranan toplum, “sorunları çözme umudu veren” bir siyasi gücü de görmemektedir. Söz konusu açmaz, İslam ve komünizm gibi merkeziyetçi bütün siyasi düşünce ve ideolojilerin toplumsal seferberlik güçlerini zedelemiştir. İran’da sağ ve sol ideolojilerin iflası İranlılık kimliğinin de sorgulanması ile sonuçlanmıştır.Çünkü İran’daki sağ ve sol ideolojiler Fars kimliğini merkez alan İranlılık kimliği temelinde yapılanmışlardır. Bütün bu etkenler etnik kimliklerin siyasallaşması sürecini doğurmuştur.

 

İran Etnik Gruplarının Milliyetçi Hareketlerine Genel Bakış

 

İran, 90’dan fazla dil ve lehçenin konuşulduğu 70 milyonluk bir nüfusu barındırmaktadır. Bu mozaik etnik yapı içinde Azerbaycan Türkleri, Kürtler, Araplar, Beluçlar ve Türkmenler ülkedeki siyasal süreçte belirleyici olabilecek etnik gruplardır. Bu grupların etkili olmalarının çeşitli nedenleri vardır. Bu etnik gruplar sınır bölgelerinde yoğunluklu olarak yerleşmekte ve yerleştikleri sınırın ötesinde irredentist soydaşları da bulunmaktadır. Bu durum onlara coğrafi olarak “vatan” perspektifi sağlamakta ve dolayısıyla “bağımsız devlet” kurma potansiyeli sunmaktadır. Ayrıca bu grupların içinde etnik milliyetçilik güçlü ve her tür dış desteğe açıktır. Bu nedenlerle İran’ın geleceği bağlamında siyasi hesaplar bu etnik grupların üzerinden yapılmaktadır.

 

Sünni olan Türkmenlerin sayısı 1,5 ile 2 milyon arası tahmin edilmektedir. Türkmenler ile İran rejimi arasındaki ilişki, Türkmenlerin Sünni olması ve Devrimin ilk yıllarında gerçekleşen Günbed olayı nedeni ile bozulmuştur.[2] 1979’dan sonra İran rejimi Türkmenler üzerinde güvenlik baskısı kurmuştur. Türkmenler ve rejim arasındaki diyalogun temelleri 1997’de Hatemi’nin iktidara gelmesiyle atılmıştır. 1997’den itibaren Türkmenler kendi dillerinde gazete ve dergi çıkarmaya başlamışlardır. Bu iyileşme süreci Ahmedinejad’ın iktidara gelişinden sonra zayıflamaya başlamıştır. İran etnik grupları içinde Türkmenler “ en zayıf halka” konumundadır. İran’daki birçok etnik grup (Azerbaycanlılar, Kürtler, Beluçlar...) kendi isimlerini taşıyan eyalete sahip iken Türkmenlerin böyle bir şansları olmamış, ayrıca Türkmenler birkaç eyalet içinde dağıtılmışlardır.[3] Söz konusu durum İran Türkmenlerinin rahatsızlığını artırsa da, dağınıklıkları nedeni ile istedikleri etkinliğe sahip olamamışlardır.

 

Nüfusları 3 milyon olarak tahmin edilen ve genelde Şia mezhebine mensup olan İran Arapları yoğun olarak Huzistan ve Buşehr eyaletlerinde yaşamaktadır. Huzistan bölgesi İran’ın en önemli petrol merkezi olmasının yanı sıra Ervendrud ile Basra Körfezi üzerinde stratejik bir alan olması nedeniyle, hem İran hem de ABD açısından ciddi önem taşımaktadır. İran Arapları içinde etnik milliyetçik hareketi devrimden sonra özellikle İran-Irak Savaşının (1980-88) ardından ortaya çıkmıştır.[4] İran Arapları, İran – Irak Savaşı boyunca coğrafi olarak savaşın ortasında kalmaları nedeniyle önemli zarara uğradı. Savaşın bitiminin ardından Araplar savaşta gördükleri zararların giderilmesini bekleseler de, istedikleri doğrultuda sonuç alamadılar. Halen tarım alanlarında gereken mayın temizlemeleri yapılmadığı için Arap köylüleri zorluklar içinde yaşamaktadır. İran petrolünün % 90’ının Arapların bölgesinde olmasına rağmen fakir olmaları, onlarda derin bir öfke doğurmaktadır. Ayrıca 1979’dan sonra Saddam yönetimi bu bölgedeki Arapları desteklemiş ve diğer Arap devletleri de İran’ın Devrim ihraç politikasını engellemek için bu bölgede milliyetçiliği körüklemişlerdir. Yakın dönemde Ahvaz’da patlak veren hadiseler İran Araplarının rahatsızlıklarının göstergesidir.

 

Yaklaşık 1,5 milyon nüfusa sahip olan Sünni Beluçlar, İran’ın en yoksul ve geri kalmış bölgesinde yaşamaktadır. Beluçlar ayrıca Pakistan ve Afganistan içinde de bulunmaktadır. Pakistan Beluçlarının aksine İran Beluçları, tarih boyu siyasi hayatta merkezi rol oynayamamışlardır.[5] İslam devriminin hemen ardından İran Anayasasında Şia’nın devletin resmi mezhebi olarak tanımlanmasına itiraz eden Beluçlar[6] rejim ile karşı karşıya gelmişlerdir. Devrimden sonra Beluçistan (Beluçların oturduğu eyalet) uyuşturucu trafiğinin merkezi haline gelmiştir. Bölgedeki işsizlik halkın büyük bölümünü uyuşturucu kullanmaya ve satmaya itmiştir[7]. Kötü ekonomik koşullar ayrıca Beluçları siyasi bakımdan da etkilemiş ve onları silahlı mücadeleye sürüklemiştir. Üstelik İran Beluçları, Pakistan ve Afganistan’daki siyasal süreçten de etkilenmektedir. Pakistan, Taliban ve El Kaide’nin çalışmaları sonucu İran Beluçları içinde Vahabiyet önemli derecede güç kazanmıştır.

 

İran’da yaşayan Kürtler’in sayısı 5 milyon olarak bilinmektedir. Bu nüfusun % 30’ unu Şii, %70’ini Sünni Kürtler oluşturmaktadır. Şii Kürtler İran içerisinde sistemle entegre oldukları için Kürt milliyetçiliği daha ziyade Sünni Kürtler tarafından benimsenmiştir. İran Kürtleri 20. yy’ın başından günümüze kadar İran içerisinde özerk bir Kürdistan kurmak için çalışmışlardır. Bu doğrultuda, hem Şah hem de Humeyni yönetimiyle silahlı çatışma içerisinde olmuşlardır. Bu silahlı çatışma, İran’da Kürt sorununu sürekli olarak gündemde tutmuştur. Nitekim hem ülke içinde, hem de ülke dışında İran’daki etnik sorun “Kürt sorunu” ile özdeşleşmiştir. Yeni dönemde İran’daki Kürtler yeni ve çok taraflı bir faaliyet içerisine girmişlerdir. ABD’nin Irak işgalinden sonraki süreçte Iraklı Kürtlerin kazanımları, ABD’nin PKK konusundaki belirsiz politikaları, ABD-İran arasındaki gerginlik ve askeri müdahalenin gündemde olması ve bu doğrultuda İranlı Kürtlere biçilmiş rol onları cesaretlendirmiştir. Nitekim yakın dönemde KOMULE, PEJAK ve İran Kürdistan Demokrat Partisi gibi İran Kürt örgütleri propaganda, suikast ve halk ayaklanmaları suretiyle çalışmalarını hızlandırmışlardır.  

 

İran’da Azerbaycan Türkleri 25-30 milyon nüfuslarıyla Farslarla birlikte İran’ın en güçlü topluluğudur. Siyasi literatürde Güney Azerbaycan olarak adlandırılan İran sınırları içerisindeki Azerbaycan’ın tarihi coğrafyası, Azerbaycan Cumhuriyeti ve Türkiye sınırından başlayarak 200,000 km’lik bir yüzölçümü ile İran’ın merkezine kadar uzanmaktadır. İran’daki Azerbaycanlılar (Güney Azerbaycan) sahip oldukları siyasal güç, sosyo-kültürel, ekonomik, nüfus ve jeopolitik konumları itibari ile İran’daki değişimlerde sürekli başat ve belirleyici rol oynamışlardır. Başka bir ifade ile, İran devletini “tarihi olarak Türkler tarafından yönetilen, ancak Fars diliyle konuşan devlet” olarak tanımlamak mümkündür. Bu olgu 1924’den sonra kırılmaya başlasa da, İran’da Azerbaycan Türklerinin siyasal, kültürel ve ekonomik etkinliği hala devam etmektedir. Söz konusu durum İran’daki Azerbaycanlıların sisteme çeşitli bağlarla entegre olmasını sağlamıştır. 1979 İran İslam devriminin ardından İran’da yükselen etnik milliyetçilik Güney Azerbaycanlıları da etkilemiştir. Bu sürecin sonucu olarak İran Azerbaycanlıları arasında Türk ve Azerbaycan kimliği çerçevesinde yeni bir siyasi arayış doğmuştur. “Güney Azerbaycan Milli Hareketi” olarak adlandırılan bu hareket özellikle Sovyetlerin dağılmasının ardından bağımsız Azerbaycan Cumhuriyetinin kurulmasıyla güçlenmiştir.

 

Kolay Gözüken Dikenli Yol

 

İran’daki etnik milliyetçilik, ABD’nin rejim değişikliği bağlamında kullanabileceği kartlardan biri olarak dursa da, sorun göründüğünden daha karmaşıktır. Bilinenin aksine, etnik milliyetçilik ABD’nin İran rejimini değiştirme politikasını zorlaştırmaktadır. İran tarihindeki etnik milliyetçilik hareketlerine bakıldığında, merkezi yönetimin güçlü olduğu dönemlerde bu hareketler başarılı olamamıştır. Başka bir ifade ile, İran’da bugüne kadar hiçbir etnik ayaklanma merkezi yönetimi yıkamamıştır. İran’da etnik milliyetçilik, merkezi yönetimin iktidarının sarsıldığı dönemlerde devreye girmiş ve başarılı olmuştur.[8] Merkezi yönetimin güçlü olduğu dönemde ise, etnik hareketlilik İran’da sadece bölgesel istikrarsızlık faktörü olmuştur. Bugün İran İslam Cumhuriyeti, askeri ve bürokratik olarak en güçlü dönemini yaşadığı için etnik hareketliliğin rejim değişikliği doğrultusunda istenen sonucu vermesi kolay gözükmemektedir.

 

ABD’nin İran rejimini değiştirme politikasını zorlaştıran diğer bir olgu da, etnik milliyetçilik nedeni ile İran siyasal hayatında ortaya çıkan merkez ve çevre ayrışımıdır. Merkez ve çevre farklı siyasal ve toplumsal talepler çerçevesinde hareket etmektedir. Dolayısıyla merkez çevreyi, rejime karşı mücadelede kendi yanına çekememektedir. Tahran’da başlayan gösterilere, etnik grupların yoğun olduğu kentlerden destek gelmemektedir. Etnik bölgelerdeki milliyetçi hareketler, merkez hareketlerine kuşkuyla bakmakta ve onları desteklememektedir. Etnik milliyetçilik Şahçıları, Halkın Mücahitlerini, Marksistleri ve hatta demokrat/liberal kesimi de “ Fars Milliyetçisi” olarak görmekte ve onlara destek vermemektedir. Bu durum merkezdeki hareketleri halkı seferber etme sorunuyla karşı karşıya bırakmaktadır. Diğer taraftan etnik milliyetçiliğin kendisi de, rejimi değiştirecek bir güç ve potansiyele sahip olamamaktadır. Etnik gruplarla İran’daki rejim karşıtı gruplar arasında güven bunalımı vardır. Merkez-kaç eğilimin güçlü olması sebebiyle muhalefet, rejimi değiştirecek kadar güç ve enerji toplayamamaktadır. Bu durum mevcut rejimin işini kolaylaştırırken, demokratik güçlerin toplumsal ve siyasal seferberliğini ciddi şekilde zorlaştırmaktadır. Etnik grupların demokratik muhalefete güvenmemesi ve dolayısıyla uzak durmaları, totaliter rejimin ömrünü uzatmaktadır. İran rejimi bu durumun farkında olarak, belli oranda etnik hareketliliğe göz yummaktadır. ABD’nin İran rejimini değiştirme doğrultusunda merkez güçleri ve etnik grupları aynı söylem ve hedef doğrultusunda seferber etmeye çalışması olasıdır. Ancak bu siyasi güçler arasındaki ayrışma, eş güdümlü ve eş zamanlı hareketi mümkün kılmamaktadır. Bu durum ABD’nin İran sorununu çözmekte en önemli siyasi paradoksudur.

 

Türkiye’de düşünülenlerin aksine ABD, İran’daki etnik milliyetçiliğin ortaya çıkmasında ne çok etkili olmuş, ne de bu etnik gruplar ile istediği türden bir ilişki kurabilmiştir. ABD’nin, İran etnik gruplarını kendi stratejik çıkarları doğrultusunda örgütlemesinde önemli zorluklar bulunmaktadır. Buradaki en önemli sorun, ABD’nin İran toplumu ile ilişki kuramamasıdır. 1979’dan sonra ABD’nin sadece İran devleti ile değil, İran toplumu ile de ilişkisi kesilmiştir. İlişki kesilince ABD, İran toplumu içindeki dengeler açısından etkinliğini yitirmiştir. Bu bir taraftan İran’ın polis ve istihbarat şebekesinin dışarıya, özellikle de ABD ve İsrail’e karşı tetikte olmasının ve her tür ilişkinin tespiti durumunda sert bir biçimde bastırmasının sonucudur. Diğer taraftan, ABD’nin yatırım yaptığı muhalefet, İran’da çok etkili olmayan gruplardır. ABD, hala Şah dönemindeki ortaklarını yeniden ‘ısıtarak’ muhalefet kisvesinde İran halkına sunmaya çalışmaktadır.

 

Bunun yanı sıra etnik grupların ABD ile ilişkisini etkileyen bir diğer faktör, İran etnik gruplarının tarihi hafızalarıdır. Etnik gruplar üzerinde en fazla baskı kuran Pehlevi Hanedanı (1924-79) ABD’nin en yakın müttefiki idi. Özellikle 1941’den sonraki süreçte, Pehlevilerin iktidarda kalmasını, ve İran’ın toprak bütünlüğünü sağlayan ABD olmuştur. ABD bu doğrultuda, İran Azerbaycan’ında (Güney Azerbaycan) kurulan Azerbaycan Milli Hükümeti’nin devrilmesinde kilit rol oynamıştır[9] Ayrıca, 1953’te Musaddık karşıtı darbe ile Pehlevileri yeniden iktidara getiren de ABD olmuştur. Söz konusu tarihi gerçekler, İran’daki etnik grupların bilinç altına yerleşmiştir ve bu nedenle ABD karşısında mütereddit bir tavır içindedirler. Halen de Şah taraftarları, ABD’nin en yakın diyalogda olduğu siyasi oluşumlardır. Bu nedenle, etnik gruplar içinde “İran İslam Cumhuriyeti değişirse yeniden Şahçılar gelebilir” korkusu gündemdedir. İran etnik grupları açısından Şahçılar “kesinlikle istenilmeyen”ler listesinde yer almaktadır.

 

ABD’nin İran’daki etnik milliyetçilik bağlamında en önemli sorunu, Farsları kaybetme ihtimalidir. Farslar da rejimden rahatsızdır ve rejimin “sekülarizm ve demokrasi” doğrultusunda değişimini istemektedirler. Ayrıca Farslar ve ABD arasında tarihi derinliği olan çok taraflı bir ilişki mevcuttur. ABD bu ilişkiden rejim değişikliği amacıyla faydalanmak istemektedir. Ancak, ABD’nin etnik gruplara yakınlaşması ve İran’ın toprak bütünlüğünün parçalanması korkusu, Farsların siyasi tavrını etkilemektedir. Bu nedenle, Fars demokrasi yanlısı güçler, rejim değişikliğinin iç dinamikler çerçevesinde ve evrimci bir biçimde gerçekleşmesinden yanadır. Her tür askeri müdahaleye karşı çıkmaktadırlar. Görüldüğü gibi ABD’nin etnik gruplara fazla yakınlaşması, Fars milliyetçiliğini yeniden körükleyebilir. Ayrıca, İran rejimi de bu korkuyu kullanma olanağına sahiptir ve kullanmaktadır.

 

ABD’nin İran etnik gruplarını rejim değişikliği istikametinde mobilize etmesi karşısındaki engellerden biri de, bu etnik grupların arasındaki anlaşmazlıklardır. Bugün İran’daki etnik gruplar arasında fikir ve düşünce bütünlüğü söz konusu değildir. Türkmen ve Beluç milliyetçiliğinde mezhepsel eğilim belirgindir ancak, Azerbaycanlılar ve Araplar içinde laik milliyetçilik güçlüdür. Nitekim El Kaide’nin İran’da en fazla etkin olduğu grup Beluçlardır. İran’daki etnik gruplar arasındaki en belirgin zıtlık Azerbaycan Türkleri ve Kürtler arasında yaşanmaktadır. PKK sorunu ve Kürtlerin “Büyük Kürdistan” haritasında sürekli Urumiye gibi Azerbaycan’ın en eski kentine yer vermeleri, Azerbaycanlıları ciddi şekilde tedirgin etmektedir. Söz konusu durum, İran-Türkiye sınır bölgesinde Azerbaycanlılar ve Kürtler arasında sıcak çatışma potansiyeli doğurmaktadır. ABD’nin kendi stratejik çıkarları doğrultusunda Azerbaycanlılar ve Kürtleri bir araya getirmesi gerekmekte, ancak bu da çok zor gözükmektedir.

 

ABD Hangi Etnik Gruba Ne Kadar Önem Verebilir?

 

Hem ABD açısından, hem de İran etnik grupları açısından bakıldığında bu ilişki önemli birçok sorun içerse de, tarafların birbirlerine ihtiyaçları vardır. ABD, İran planı ne olursa olsun, etnik gruplara muhtaçtır. Etnik gruplar ise, gelecekte daha fazla pay almak amacıyla ABD ile diyalog kurma eğilimindedir. Başka bir ifade ile, İran’daki etnik milliyetçi oluşumların (bazı Beluç oluşumlar hariç) hiç biri “anti Amerikancı” çizgide değildir. Tam tersine iş birliğine açıktırlar.

 

İran etnik gruplarına ülke içi dengede, ağırlık ve önem itibarı ile bakıldığında Türkmenler en zayıf halkadır. Bu da Türkmen milliyetçi hareketinin silahsız ve dağınık olmasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle Türkmenler ABD’nin çok fazla ilgisini çekmeyebilir.

 

ABD için önemli, ancak sorun da teşkil edebilecek etnik grup Beluçlardır. Zira, İran’da El Kaide örgütünün en fazla nüfuz edebildiği topluluk Beluçlardır. Ayrıca Beluçistan silah, uyuşturucu ve insan kaçakçılığın yoğun yaşandığı bir yerdir. Bu sorunlar dolayısıyla, Beluçlar İran rejiminden çok rahatsız olsalar da, ABD için güvenilir ortaklar olmayabilir.

 

ABD’nin en kolay ve iyi diyalog kurabileceği etnik grup, İranlı Sünni Kürtlerdir. ABD, Iraklı Kürtler ile başarılı ve istikrarlı bir ilişki modeli sergilemiş, bu da İran Kürtleri ile olan diyalogunu kolaylaştırmıştır. Ayrıca Kürtler örgütlüdür ve silahlı çatışmaya hazırlıklıdır. Başka bir ifade ile, İranlı Sünni Kürtleri rejim karşıtı eylemler için kolayca seferber etmek mümkündür. Ancak, İran nüfusu içindeki oranları ve yaşadıkları bölge açısından bakıldığında, Kürtlerin ayaklanması sınırlı bir bölgede istikrarsızlık kaynağı olmaktan öteye geçemeyebilir.

 

ABD açısından en önemli etnik grup, petrolün % 90’ının bulunduğu ve Basra Körfezinde stratejik bir bölgede yaşayan İran Araplarıdır. Muhtemel İran-ABD savaşında, ABD’nin ilk girmek isteyeceği yer, Arapların yaşadığı bölgeler olabilir. Bu bölgeye girebilirse, İran petrolünü ele geçirir ve İran’ın “nefes alma” yolunu tıkayabilir. Bu olasılığın gerçekleşmesi durumunda, İran’ın ekonomik gücünü yıksa da, İran toplumunda milli dayanışmayı körükleyebilir ve bu da halkı rejimin yanında yer almaya itebilir.

 

ABD’nin iyi ilişki kurmak istediği, ancak kazanmasının önünde engeller olan etnik grup Azerbaycan Türkleridir. Azerbaycan Türkleri İran’daki siyasi süreçte denge unsuru ve belirleyici konumundadır. Öyle ki; Arap, Kürt, Beluç ve Türkmenlerin etnik hareketliliğini Azerbaycanlıların desteklememesi durumunda, İran rejimi açısından yaşamsal kriz beklenemez. Bu nedenle, İran rejimi diğer etnik gruplara uyguladığı sert politikayı Azerbaycan milliyetçilerine uygulamamaktadır. İran rejimi Kürt, Arap ve Beluçlar ile sıcak çatışmaya girse de, Azerbaycanlılar ile böyle bir çatışma içinde değildir. Ayrıca, böyle bir çatışmaya itilmekten ciddi şekilde kaçınmaktadır. Azerbaycan milli hareketinin sıcak çatışmadan uzak kalması ABD’nin işini zorlaştırmaktadır. Ayrıca, ABD İran’daki Azerbaycanlıların Türk-milliyetçi ideolojilerindeki “anti Ermeni” ve “anti Kürt” milliyetçiliği öğelerinden çekinmektedir. Azerbaycanlılar da ABD’nin Kürtlerle olan sıcak diyalogundan endişe duymaktadır. Çünkü İran Kürtleri, Azerbaycan kenti olan Urumiye’yi Kürtlerin tarihi kentleri arasında görmektedir. Bu sebeple, Güney Azerbaycanlılarda ABD’nin desteği ile Kürtlerin Urumiye’yi ele geçirip, Türkiye-İran sınırında bir Kürt şeridi oluşturmaları endişesi mevcuttur.

 

Sonuç ve Genel Değerlendirme

 

İran çokuluslu bir devlet olarak varlığını sürdürme çabasındadır. Bugün için kontrol altına alınmış gibi görünse de, etnik ayrışma tehlikesi aşılabilmiş değildir. Bu etnik ayrışma, İran siyasi hayatında her gün daha fazla belirginleşmektedir. Söz konusu durum İran'daki değişimin geleceğinin hangi yönde olabileceği konusunda ipuçları sunmaktadır. İran İslam Cumhuriyeti'nin yıkılmasının ülkede rejim değişikliğinin ötesinde bir değişime yol açması yüksek bir ihtimaldir. Başka bir ifade ile, İran'da, İslam Cumhuriyeti'nin yıkılması durumunda, İran parçalanmasa da etnik kimlikleri dikkate alan bir yapılanmanın ortaya çıkması beklenebilir.

 

ABD, İran’da merkez kaç eğilimlerin güçlü olduğunun bilincinde olarak, bu durumdan rejim değişikliği bağlamında faydalanmak istemektedir. Etnik milliyetçi oluşumlar, ABD ile iş birliğine açık gözükmektedir. İran’ın karmaşık iç dengeleri açısından bakıldığında, bu iş görüldüğü kadar kolay değildir ve her taraf açısından geri tepebilir.

 

Bugün rejimin askeri ve bürokratik gücüne bakarak, İran’da etnik gruplara dayanarak rejim değişikliği yapmak mümkün gözükmemektedir. Etnik milliyetçilik İran rejimini değiştiremez ancak ona önemli sorunlar yaratabilir. Belli bölgelerde istikrarsızlık faktörü olabilir. İran rejiminin bunlara karşı yürüttüğü şiddete ve yıldırmaya dayanan siyaset,, demokrasi ve insan hakları bağlamında İran üzerindeki baskıları arttırabilir.

 

İran’da etnik milliyetçilik, ABD’nin işine en fazla askeri bir çatışma durumunda yarayabilir. Muhtemel bir İran-ABD askeri çatışmasında Araplar, Beluçlar ve Kürtler İran rejiminin işini ciddi şekilde zorlaştırabilir. İran’a dış askeri müdahale etnik, mezhepsel ve dinsel çatışmalar doğurarak toplumsal çöküş ile sonuçlanabilir. Savaş İran’ın bürokratik, ekonomik ve toplumsal alt yapısını yıkarak, sisteme kendini düzenleme imkanı tanımayacak kadar büyük zarar verebilir. Bu nedenlerle, İran-ABD savaşının sonucu ne olura olsun İ

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !